Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey’in oğlu olarak Diyarbakır Çermik’te dünyaya geldi. Eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 1896’da İstanbul’a giden Gökalp buradaki öğrenimi sırasında Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı.
II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadi- si’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912’de Diyarbakır milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası ve Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da sosyoloji dersleri verdi.
I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919’da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra “Malta Mektupları” adıyla kitaplaştırılmıştır. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır’a gitti. 1924’te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul’da hayatını kaybetti. Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu.
Edebi Kişiliği
“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına Halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazarak “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Kısaca özetleyecek olursak;
Genç Kalemler dergisinde yayımladığı “Turan” şiiri ile Turancılık düşüncesini benimsediğini ortaya koymuştur. Bu hareketin öncüsüdür.
Milli Edebiyatın düşünce temelini atmıştır. Aynı zamanda ilk Türk sosyologlarındandır, sosyoloji ile ilgili önemli makaleler yazmıştır. Genç Kalemler, Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergilerinde yazmıştır.
Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir ve eserlerinde işlemiştir. “Türkçülüğün Esasları” adlı yapıtında Türkçülük ve milliyetçilik hareketinin ilkelerini sistemli bir biçimde açıklamıştır.
Edebiyatı ve şiiri düşüncelerini açıklamada bir araç olarak görmüştür. “Şiir için değil, şuur için” ifadesini kullanarak “toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir.
Bir dönem aruz ölçüsünü kullanmış; ancak şiirlerinde genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır. 7, 8 ve 11’li kalıpları kullanmıştır. Dili oldukça sadedir, sanatlardan uzak bir dil kullanmıştır.
Lirizmden uzak bir söyleyişi vardır. Daha çok didaktik şiirler yazmıştır. Masal niteliği taşıyan şiirleri ve manzum destanları vardır.
Biçim yönünden ilk zamanlar gazel, kıta gibi divan edebiyatı nazım biçimlerini, sonra halk edebiyatı nazım biçimlerini kullanmıştır.
Dile büyük önem vermiştir. Batı dillerinden alınan sözcüklerin karşılığı olarak yeni sözcükler bulmuştur. Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcüklerin atılması gerektiğini savunmuş ve halk diline yerleşmiş olanları “Türkçeleşmiş Türkçe” olarak kabul etmiştir. Dil konusundaki düşüncelerini “Lisan” adlı şiirinde açıklamıştır.
Beş Hececiler üzerinde etkili olmuş, aruzu bırakarak hece ölçüsüne geçmelerini sağlamıştır.
Eserleri:
Şiir:
Kızıl Elma,
Altın Işık,
Yeni Hayat
Düz yazı:
Malta Mektupları (mektup),
Türkçülüğün Esasları (araştırma),
Türkleşmek – İslamlaşmak – Muasırlaşmak (makale),
Türk Medeniyeti Tarihi,
Türk Töresi,
Türk Ahlakı,
Makaleler (10 cilt),
Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri
Z- Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Z- Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Şubat 2018 Salı
12 Ocak 2018 Cuma
Ziya Şakir
1300’de (1883) Sultanahmet’te doğan Ziya Şakir, İstanbul, Bursa ve Halep’teki çeşitli okullarda eğitim almıştır. Daha 15-16 yaşlarında iken İrtika mecmuasında yayınlanan yazıları ile takdir toplamıştır. Dönemin yasaklamaları neticesinde takma isimler kullanarak pek çok dergi ve gazetede yazılarını yayınlamış, Hanımlara Mahsus Gazete, Çocuklara Mahsus Gazete ve Terakki Gazetelerinin başyazarlığını yapmıştır. Cemiyeti İnkılabiye ile İttihat ve Terakki cemiyetlerine katılmıştır.
Genç Türk gazetesinde Dâhiliye Nazırı Talat Bey’i hedef alan açık bir mektup yayınlayarak Paşa’yı keskin bir dille eleştirmiş ve istifaya davet etmiştir. Hemen akabinde cezalandırılacağı endişesi ile Mısır’a giden Ziya Şakir, burada sanatkârlar ile tanışmıştır. Şark’a yönelik (Sultanın Gözdesi) isimli bir senaryo yazmış, İskenderiye’ye geçerek İtalyan sinema şirketi ile anlaşmıştır. Napoli’ye giden Ziya Şakir İtalyanların Trablusgarp’a saldırmaları üzerine film çekemiyerek İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’da mahkeme edilerek Sinop’a sürülmüş, Talat Paşa’nın ikinci nazırlığında affedilerek İstanbul’a getirtilmiştir. Talat Paşa tarafından memuriyet teklif edilmişse de Ziya Şakir memuriyeti kabul etmemiştir. Bunun üzerine Talat Paşa Süleyman Nazif’in çıkartmakta olduğu Hak gazetesinde çalışmasını tavsiye etmiştir.
Balkan Harbi başladığında gönüllü asker olmuş ve Edirne muhasarasının (kuşatmanın) bütün zorluklarını ve mahrumiyetlerini yaşamıştır. Siperlerde nöbet değişikliklerinde gazeteye yazılar yazmış, O dönemde tuttuğu notlardan daha sonra “Meçhul Asker”, “Edirne Müdafaası” eserlerini oluşturmuştur.
Edirne’de yaralanıp esir düşen ve daha sonra firar ederek İstanbul’a dönen Ziya Şakir, Talat Paşa’nın yönlendirmesi ile Bursa’ya giderek Ertuğrul gazetesinin başyazarlık görevini yürütmüştür. Padişah Vahdettin döneminde İttihatçıların takibatından, o da nasibini almış ve muhtelif maceralar yaşamıştır. Müdafaayı Hukuk cemiyetinde görev alarak Milli Mücadeleye iştirak etmiştir. Memuriyet görevi ile gittiği Sivas’ta, memuriyet hayatından hoşlanmadığı için kısa sürede istifa etmiş ve bir süre avukatlık yapmıştır. Sivas Sanayi Mektep müdürlüğü görevini yürütmüş ve o dönem aldığı desteklerle bu okulu, numune bir okul haline getirmiştir. Daha sonra Amerikan Cester grubunun Samsun-Sivas demiryolu projesinde görev almıştır.
Cumhuriyetin ilanı ile İstanbul’a dönmüştür. İnhisar İdaresince verilen görev gereği Diyarbakır’a oradan da Maraş’a gitmiş ancak buralarda uzun süreli kalamayarak İstanbul’a tekrar dönüş yapmıştır. Bu dönüş onun yazın alanındaki önemli dönüm noktası olmuştur. Ziya Şakir artık yazarak hayatını kazanmaya başlamıştır. 22 Kasım 1929 tarihinden itibaren “Meçhul Asker” Vakit gazetesinde, sonrasında Ermeni vakalarını anlatan “Kan Dalgası” Son Posta gazetesinde, “Bektaşilik” Yeni Gün gazetesinde yayınlanmış ve Ziya Şakir bu üç tefrika ile hem İstanbul hem de Anadolu’da gazetelerinde tanınan, bilinen, aranan ve tefrika siparişleri verilen önemli ve tarafsız ve güvenilir biri haline gelmiştir. Ziya Şakir adıyla yazdığı tefrikaların yanı sıra A.R, Z. Melek, Bahtiyar Fenkligil imzasıyla veya isimsiz pek çok eser vücuda getirmiş, bıkmadan usanmadan tarihi kaynaklardan aldığı ilhamlarla büyük eserler oluşturmuştur.
İlginçtir ki O, bu eserleri “O gün okunmasından ziyade, istikbal tarihine naçiz bir yardım olur ümidiyle” yazmıştır. Ziya Şakir 1930’lardan 1960’lara kadar en çok okunan yazarlardan biri olup muhtelif gazetelerde bine yakın tarihi makalesi yayınlanmıştır. Özellikle din ve İslam tarihine yönelik on senelik uzun bir araştırma sonucunda Hz. Muhammed (S.A.V) ve İslam dünyası ile ilgili birbirinden kıymetli eserlerinin her biri kendine has dil, üslup, akıcılığıyla zamanında çok büyük ilgi ve iltifat görmüştür. Çocukluğunda misafir edildiği Yıldız Sarayı’nı ve İkinci Abdülhamit’in, özel yaşamını, hususi özelliklerini, kendisine ulaştırılmış özel yazı ve hatıratları kullanarak ve yaşayan insanlarla bizzat görüşerek “Abdülhamid’in Son Günleri” adlı tefrikalarda anlatmıştır. Bu konuyu en geniş, en tutarlı, en tarafsız etraflıca anlatan yazarlardan biridir. Abdülhamid ile ilgili tefrikalar yayınlandığında olay kahramanlarının büyük çoğunluğu sağ olduğunun hatırlanması eserlerinin önemimin anlaşılması açısından önemlidir.
Yine aynı döneme ait pek çok dosyayı, defterleri, el yazılarını, yüzlerce belgeyi, yurtdışından Çin’den, Hindistan’dan gönderilen vesikaları birleştirerek oluşturduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşunu, büyümesini ve yıkılışını anlatan 839 tefrikadan oluşan 5 bölümlük eseri kitap olarak yayınlanmayı beklemektedir.
“Bir Haremağasının Anıları” için Yıldız Sarayı altında geçen ve şimdiye kadar kimsenin öğrenmemiş olduğu hadiseleri muhtelif belge bilgi ve hatırattan yararlanarak bu bilgilerin toplamını anlattığını belirten Ziya Şakir “Bu eserim öyle bir eser olacak ki. Bundan sonra Yıldız ve Abdülhamit hakkında başka eser yazılamıyacak. Çünkü bilinmeyen bir taraf bırakmıyacağım. Abdülhamit devrinin en doğru bir saray tarihi olacak” diyecek kadar kendi eseri üzerinde iddialıdır.
Selim Tevfik’in Ziya Şakir ile yaptığı röportajda ise “Tarihe dil uzatanların gafletlerinden birisi de hükümlerinde çok acul ve zalim davranışlarıdır. Gözlerini, tarihe mal olmuş eşhasın sade fena taraflarına dikerler. Benim eserim tarih denilen madalyanın ters tarafını gösterecektir… Okuyucularımdan rica ederim. Beni tenkit etsinler, yanlış noktaları düzeltsinler, eksik tarafları bildirsinler ki eser kitap haline girerken, o devrin mükemmel ve kusursuz bir tarihi halini alabilsin…. Bugüne kadar aldığım yüzlerce mektup içinde, taltiften, tebrikten başka tek satır yoktu. Bundan duyduğum iftihardır ki o esere verdiğim bütün emeklerin yorgunluklarını unutturmuştur. Ve bugün, bu teveccühü kaybetmemek için, elimden gelse yazılarımı değil, öksürüklerimi bile vesaike istinat ettireceğim…” diyerek kendi eserler için ne kadar titizlikle çalışma sürdürdüğünü ve elindeki belgelerin çok kuvvetli olduğunu kuvvetlice vurgulamıştır.
Senaryo yazarlığında iddialı olan Ziya Şakir’in filme alınmış “Çanakkale Geçilmez”, “Allah’ın Cenneti”, “Ebedi Meşale”, “Beyaz Esire” eserlerinin yanı sıra “Nasrettin Hoca”, “Hatay Yıldızı”, “Atatürk’ün Çocukları”, “Ruhlar Mucizesi”, “Sarı Kurdele” gibi henüz filme çekilmemiş senaryoları da mevcuttur. Çok farklı konularda 300’ü aşan eser bırakan Ziya Şakir 22 Aralık 1959’da vefat etti. Rahmetle anıyoruz.
Eserlerinden Bazıları:
Abdülhamid’in Son Günleri, Sultan Hamid ve Mikado, 1897 Yunan Harbi, Bir Haremağasının Anıları vb. Sultan Hamid’in hayatına ait eserler
Hazreti Muhammed, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hatice ve Hazreti Hamza’nın hayatlarını anlatan eserler
Haliç ve Eyüp Sultan, Mezhepler Tarihi, Bektaşilik ve Bektaşi Fıkraları
Ramazan sohbetleri, Büyük Doğu vb. mecmualarda çıkan makaleler
Genç Türk gazetesinde Dâhiliye Nazırı Talat Bey’i hedef alan açık bir mektup yayınlayarak Paşa’yı keskin bir dille eleştirmiş ve istifaya davet etmiştir. Hemen akabinde cezalandırılacağı endişesi ile Mısır’a giden Ziya Şakir, burada sanatkârlar ile tanışmıştır. Şark’a yönelik (Sultanın Gözdesi) isimli bir senaryo yazmış, İskenderiye’ye geçerek İtalyan sinema şirketi ile anlaşmıştır. Napoli’ye giden Ziya Şakir İtalyanların Trablusgarp’a saldırmaları üzerine film çekemiyerek İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’da mahkeme edilerek Sinop’a sürülmüş, Talat Paşa’nın ikinci nazırlığında affedilerek İstanbul’a getirtilmiştir. Talat Paşa tarafından memuriyet teklif edilmişse de Ziya Şakir memuriyeti kabul etmemiştir. Bunun üzerine Talat Paşa Süleyman Nazif’in çıkartmakta olduğu Hak gazetesinde çalışmasını tavsiye etmiştir.
Balkan Harbi başladığında gönüllü asker olmuş ve Edirne muhasarasının (kuşatmanın) bütün zorluklarını ve mahrumiyetlerini yaşamıştır. Siperlerde nöbet değişikliklerinde gazeteye yazılar yazmış, O dönemde tuttuğu notlardan daha sonra “Meçhul Asker”, “Edirne Müdafaası” eserlerini oluşturmuştur.
Edirne’de yaralanıp esir düşen ve daha sonra firar ederek İstanbul’a dönen Ziya Şakir, Talat Paşa’nın yönlendirmesi ile Bursa’ya giderek Ertuğrul gazetesinin başyazarlık görevini yürütmüştür. Padişah Vahdettin döneminde İttihatçıların takibatından, o da nasibini almış ve muhtelif maceralar yaşamıştır. Müdafaayı Hukuk cemiyetinde görev alarak Milli Mücadeleye iştirak etmiştir. Memuriyet görevi ile gittiği Sivas’ta, memuriyet hayatından hoşlanmadığı için kısa sürede istifa etmiş ve bir süre avukatlık yapmıştır. Sivas Sanayi Mektep müdürlüğü görevini yürütmüş ve o dönem aldığı desteklerle bu okulu, numune bir okul haline getirmiştir. Daha sonra Amerikan Cester grubunun Samsun-Sivas demiryolu projesinde görev almıştır.
Cumhuriyetin ilanı ile İstanbul’a dönmüştür. İnhisar İdaresince verilen görev gereği Diyarbakır’a oradan da Maraş’a gitmiş ancak buralarda uzun süreli kalamayarak İstanbul’a tekrar dönüş yapmıştır. Bu dönüş onun yazın alanındaki önemli dönüm noktası olmuştur. Ziya Şakir artık yazarak hayatını kazanmaya başlamıştır. 22 Kasım 1929 tarihinden itibaren “Meçhul Asker” Vakit gazetesinde, sonrasında Ermeni vakalarını anlatan “Kan Dalgası” Son Posta gazetesinde, “Bektaşilik” Yeni Gün gazetesinde yayınlanmış ve Ziya Şakir bu üç tefrika ile hem İstanbul hem de Anadolu’da gazetelerinde tanınan, bilinen, aranan ve tefrika siparişleri verilen önemli ve tarafsız ve güvenilir biri haline gelmiştir. Ziya Şakir adıyla yazdığı tefrikaların yanı sıra A.R, Z. Melek, Bahtiyar Fenkligil imzasıyla veya isimsiz pek çok eser vücuda getirmiş, bıkmadan usanmadan tarihi kaynaklardan aldığı ilhamlarla büyük eserler oluşturmuştur.
İlginçtir ki O, bu eserleri “O gün okunmasından ziyade, istikbal tarihine naçiz bir yardım olur ümidiyle” yazmıştır. Ziya Şakir 1930’lardan 1960’lara kadar en çok okunan yazarlardan biri olup muhtelif gazetelerde bine yakın tarihi makalesi yayınlanmıştır. Özellikle din ve İslam tarihine yönelik on senelik uzun bir araştırma sonucunda Hz. Muhammed (S.A.V) ve İslam dünyası ile ilgili birbirinden kıymetli eserlerinin her biri kendine has dil, üslup, akıcılığıyla zamanında çok büyük ilgi ve iltifat görmüştür. Çocukluğunda misafir edildiği Yıldız Sarayı’nı ve İkinci Abdülhamit’in, özel yaşamını, hususi özelliklerini, kendisine ulaştırılmış özel yazı ve hatıratları kullanarak ve yaşayan insanlarla bizzat görüşerek “Abdülhamid’in Son Günleri” adlı tefrikalarda anlatmıştır. Bu konuyu en geniş, en tutarlı, en tarafsız etraflıca anlatan yazarlardan biridir. Abdülhamid ile ilgili tefrikalar yayınlandığında olay kahramanlarının büyük çoğunluğu sağ olduğunun hatırlanması eserlerinin önemimin anlaşılması açısından önemlidir.
Yine aynı döneme ait pek çok dosyayı, defterleri, el yazılarını, yüzlerce belgeyi, yurtdışından Çin’den, Hindistan’dan gönderilen vesikaları birleştirerek oluşturduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşunu, büyümesini ve yıkılışını anlatan 839 tefrikadan oluşan 5 bölümlük eseri kitap olarak yayınlanmayı beklemektedir.
“Bir Haremağasının Anıları” için Yıldız Sarayı altında geçen ve şimdiye kadar kimsenin öğrenmemiş olduğu hadiseleri muhtelif belge bilgi ve hatırattan yararlanarak bu bilgilerin toplamını anlattığını belirten Ziya Şakir “Bu eserim öyle bir eser olacak ki. Bundan sonra Yıldız ve Abdülhamit hakkında başka eser yazılamıyacak. Çünkü bilinmeyen bir taraf bırakmıyacağım. Abdülhamit devrinin en doğru bir saray tarihi olacak” diyecek kadar kendi eseri üzerinde iddialıdır.
Selim Tevfik’in Ziya Şakir ile yaptığı röportajda ise “Tarihe dil uzatanların gafletlerinden birisi de hükümlerinde çok acul ve zalim davranışlarıdır. Gözlerini, tarihe mal olmuş eşhasın sade fena taraflarına dikerler. Benim eserim tarih denilen madalyanın ters tarafını gösterecektir… Okuyucularımdan rica ederim. Beni tenkit etsinler, yanlış noktaları düzeltsinler, eksik tarafları bildirsinler ki eser kitap haline girerken, o devrin mükemmel ve kusursuz bir tarihi halini alabilsin…. Bugüne kadar aldığım yüzlerce mektup içinde, taltiften, tebrikten başka tek satır yoktu. Bundan duyduğum iftihardır ki o esere verdiğim bütün emeklerin yorgunluklarını unutturmuştur. Ve bugün, bu teveccühü kaybetmemek için, elimden gelse yazılarımı değil, öksürüklerimi bile vesaike istinat ettireceğim…” diyerek kendi eserler için ne kadar titizlikle çalışma sürdürdüğünü ve elindeki belgelerin çok kuvvetli olduğunu kuvvetlice vurgulamıştır.
Senaryo yazarlığında iddialı olan Ziya Şakir’in filme alınmış “Çanakkale Geçilmez”, “Allah’ın Cenneti”, “Ebedi Meşale”, “Beyaz Esire” eserlerinin yanı sıra “Nasrettin Hoca”, “Hatay Yıldızı”, “Atatürk’ün Çocukları”, “Ruhlar Mucizesi”, “Sarı Kurdele” gibi henüz filme çekilmemiş senaryoları da mevcuttur. Çok farklı konularda 300’ü aşan eser bırakan Ziya Şakir 22 Aralık 1959’da vefat etti. Rahmetle anıyoruz.
Eserlerinden Bazıları:
Abdülhamid’in Son Günleri, Sultan Hamid ve Mikado, 1897 Yunan Harbi, Bir Haremağasının Anıları vb. Sultan Hamid’in hayatına ait eserler
- İttihad ve Terakki Nasıl Doğdu? Nasıl Yaşadı? Nasıl Öldü? (5 kısım)
- Yakın Tarihin Üç Büyük Adamı: Talat, Enver ve Cemal Paşa
- Meçhul Asker,
- Kan Dalgası,
- Hilâl ve Zambak,
- Poyraz Ali,
- Esmer Gül,
- Ölüm Mangası,
- Hatice Sultan vb. tarihi romanlar
- Fatih İstanbul’u Nasıl Aldı?
- Türkler Karşısında, Napolyon
- Timurlenk ve Üç Boz Atlı
- Atatürk Hayatı ve İnkılâpları
Hazreti Muhammed, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hatice ve Hazreti Hamza’nın hayatlarını anlatan eserler
- Hazreti Mevlana,
- Nasrettin Hoca,
- Ömer Hayyam,
- Sadullah ağa,
- Cinci Hoca,
- Molla Fenari,
- Şeyh Şamil,
- Nuri Demirağ,
- Celal Bayar gibi tarihe mal olmuş kişilerin hayatları
Haliç ve Eyüp Sultan, Mezhepler Tarihi, Bektaşilik ve Bektaşi Fıkraları
- Gâvur Mehmet’in maceraları (Karayürek çetesi,
- Yedi Aşıklar Şirketi,
- Cibali zindanları vb. zabıta romanları)
- Sahibinin Sesi,
- Bir Tangonun Romanı,
- Beyaz Kelebek,
- Tövbe,
- Aşk Hasreti vb. aşk hikayeleri
Ramazan sohbetleri, Büyük Doğu vb. mecmualarda çıkan makaleler
14 Haziran 2017 Çarşamba
Zübeyir Gündüzalp
Zübeyir Gündüzalp, (d. 1920; Ermenek, Karaman - ö. 2 Nisan 1971; Kirazlımescit, Süleymaniye, İstanbul), Said Nursi'nin talebelerinden ve Nur Cemaatinin önde gelen isimlerindendir. Resmiyette adı (Ziver-Zeyver) olup Said Nursi tarafından Zübeyir olarak değiştirilmiştir. Babasının adı Mehmed annesinin adı Seyyide'dir.
1946 yılında ilk defa Bediüzzaman Said Nursiyi Afyon Emirdağında ziyaret etmiş memuriyetten ayrılıp yanında kalmak istemişsede Said Nursinin "Vazifene devam et, Konya'da daha çok hizmet edersin. İnşaallah, ileride alırım seni yanıma" demesi üzerine geri dönmüştür. 1948'de Afyon'da tutuklanarak Bediüzzaman'la birlikte altı ay hapis yattı. Bu tarihten itibaren Said Nursinin vefatına kadar onunla beraber kaldı. Said Nursinin vefatından sonra da Kur'an ve Kur'an tefsiri Risale-i Nur hizmetlerinde bulunmuştur.
Gündüzalp 2 Nisan 1971 Cuma günü İstanbul'da vefat etti. Naaşını 4 Nisan 1971 Pazar günü Osman Demirci Hocaefendi yıkadı ve Fatih Camii'nde kıldırdığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan kabristanına defnedildi. Hayatı ile ilgili pek çok kitap kaleme alınan Gündüzalp'i anlatan eserlerden birisi de 2008 yılında, ihsan Atasoy' un yazdığı ve Nesil Yayınları tarafından yayınlanan Nur'un Büyük Kumandanı: Zübeyir Gündüzalp adlı eserdir.
Eserleri
* Gençliğin El Kitabı
* Altın Prensipler
* Güzel Gören Güzel Düşünür
* Nur Bahçesinden Çiçekler
* Yolumuzu Aydınlatan Işık
* Nefis Muhasebesi
* Dava Adamına Mektup
* (1920-1971) Not Defterinden
1946 yılında ilk defa Bediüzzaman Said Nursiyi Afyon Emirdağında ziyaret etmiş memuriyetten ayrılıp yanında kalmak istemişsede Said Nursinin "Vazifene devam et, Konya'da daha çok hizmet edersin. İnşaallah, ileride alırım seni yanıma" demesi üzerine geri dönmüştür. 1948'de Afyon'da tutuklanarak Bediüzzaman'la birlikte altı ay hapis yattı. Bu tarihten itibaren Said Nursinin vefatına kadar onunla beraber kaldı. Said Nursinin vefatından sonra da Kur'an ve Kur'an tefsiri Risale-i Nur hizmetlerinde bulunmuştur.
Gündüzalp 2 Nisan 1971 Cuma günü İstanbul'da vefat etti. Naaşını 4 Nisan 1971 Pazar günü Osman Demirci Hocaefendi yıkadı ve Fatih Camii'nde kıldırdığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan kabristanına defnedildi. Hayatı ile ilgili pek çok kitap kaleme alınan Gündüzalp'i anlatan eserlerden birisi de 2008 yılında, ihsan Atasoy' un yazdığı ve Nesil Yayınları tarafından yayınlanan Nur'un Büyük Kumandanı: Zübeyir Gündüzalp adlı eserdir.
Eserleri
* Gençliğin El Kitabı
* Altın Prensipler
* Güzel Gören Güzel Düşünür
* Nur Bahçesinden Çiçekler
* Yolumuzu Aydınlatan Işık
* Nefis Muhasebesi
* Dava Adamına Mektup
* (1920-1971) Not Defterinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


