31 Aralık 2017 Pazar

Peyami SAFA (1899 – 1961)

Peyami SAFA (1899 – 1961)

Türk edebiyatında karakterlerin psikolojik tahlillerine kapsamlı haliyle ilk kez yer veren yazarlardan biri Peyami Safa'dır. Onun bir romanını okuyup bitirdikten sonra adeta tanıdığınız bir arkadaştan, hatta bir akrabadan ayrılmış gibi hissedersiniz kendinizi. Yazdıkları konusunda son derece hassas olan Peyami Safa, "edebî değer" taşımadığını düşündüğü kitaplarını "Server Bedi" takma adıyla yazar ve onlardan söz edilmesinden pek hoşlanmazdı.

1899 İstanbul doğumlu olan ve Türk edebiyatında "psikolojik roman" türünün en yetkin temsilcilerinden biri sayılan Peyami Safa, Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşındayken yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" (Safa'nın Yetimi) adıyla anılmıştır. 

 Babasız büyümenin acılarının yanı sıra sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. 

Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, on üç yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda hem öğretmiş hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini Biz İnsanlar adlı eserinde aktarmıştır. 

1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteği üzerine öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları 20. Asır adlı akşam gazetesinde Asrın Hikayeleri başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikayelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. 

Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra roman da tefrika etmiştir.

Peyami Safa, eklem hastası genç bir delikanlının psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1931) ile büyük bir başarı kazanmıştır. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı çatışmasını karakterlerde somutlaştırarak işlemiştir. 

 Safa bu romanlarında; ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında ve anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi fazla öne çıkarması nedeniyle eleştiriler almıştır. Romanlarında olaydan çok karakter tahliline önem veren Safa, toplumdaki ahlak çöküntüsünü, medeniyet değişiminin yol açtığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı da eserlerinde dile getirdi. 

Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezatını ustaca işledi. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi.

İlk uzun hikayesi Gençliğimiz'i 1922 yılında yayımlayan Peyami Safa para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi takma adını kullanmış; bu adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları serisi ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur.

Peyami Safa, yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.
Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş ve Batılı kaynakların bir "zalim" olarak tanıttıkları Hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır.

1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, 15 Haziran 1961 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.

Romanları:

  • Gençliğimiz (1922),
  • Şimşek (1923),
  • Sözde Kızlar (1923),
  • Mahşer (1924),
  • Bir Akşamdı (1924),
  • Süngülerin Gölgesinde (1924),
  • Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925),
  • Canan (1925),
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930),
  • Fatih-Harbiye (1931), Attila (1931),
  • Bir Tereddüdün Romanı (1933),
  • Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949),
  • Yalnızız (1951),
  • Biz İnsanlar (1959)

Cevat Şakir KABAAĞAÇLI (Halikarnas Balıkçısı) (1890 – 1973)

Cevat Şakir KABAAĞAÇLI
(Halikarnas Balıkçısı)
(1890 – 1973)

Bir yandan yazdığı birbirinden güzel romanlarla deniz insanlarının doğayla savaşını destanlaştıran, bir yandan da Anadolu'nun antik tarihi üzerine yazdığı denemeleriyle bize yurdumuzun tarihsel değerlerini anlatan Halikarnas Balıkçısı, hâlâ hak ettiği biçimde tanınıp okunmayı bekleyen yazarlarımızdan biridir.

Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan ve özellikle Bodrum'a olan aşkı ile tanınan "Halikarnas Balıkçısı" takma adlı ünlü roman ve öykü yazarımız, tarihçi, yazar ve vezir olan babası Mehmet Şakir Paşa'nın yüksek komiserliği sırasında 1890 yılında Girit'te dünyaya geldi. Doğum yeri ve tarihi konusunda farklı kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Annesi İsmet Hanım'dır. 

 Cevat Şakir baba tarafından "Şakirpaşa Ailesi" olarak tanınan köklü bir Osmanlı ailesine mensup olup amcası II. Abdülhamit'in sadrazamlarından Ahmet Cevat Paşa'dır. Şakirpaşa Ailesi sonraları aralarında ressam Fahrünnisa Zeyd, ressam Nejat Devrim, ressam Aliye Berger, seramik sanatçısı Füreya Koral ve tiyatro oyuncusu Şirin Devrim'in de bulunduğu birçok sanatçı yetiştirmiştir.

Çocukluğu babasının elçilik yaptığı Atina'da geçti. 1904'te Robert Kolej'i bitirdi ve yükseköğrenimini 1908'de İngiltere'de, Oxford Üniversitesi Yeni Çağlar Tarihi Bölümü'nde tamamladı. 1913'te evlendiği İtalyan eşi Aniesi ile bir süre İtalya'da yaşadı. Bu sırada resim dersleri aldı, İtalyanca ve Latince öğrendi. 1914'te babası Mehmet Şakir Paşa yaşanan büyük bir kavga sonucu Cevat Şakir'in tabancasından çıkan bir kurşunla Afyon'da ölünce Cevat Şakir on dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra, yakalandığı verem hastalığından ötürü affedilip tahliye edildi.

Halikarnas Balıkçısı 1910-1925 yılları arasında Resimli Ay ve İnci gibi dergilere yazılar yazdı; kapak resimleri, süslemeler, karikatürler çizdi. Zekeriya Sertel'in çıkardığı Resimli Hafta dergisinde Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı Hapishanede İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler? adlı öykü yüzünden Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve Bodrum'da üç yıl sürgün cezasına çarptırıldı (1925). Bir buçuk yıl sonra cezası affa uğrayınca bir daha İstanbul'a dönmedi ve çok sevdiği Bodrum'da kaldı.

1926'dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege ve Akdeniz Bölgeleri'nde geçen denizle ilgili olaylardan aldı. İçinde yaşadığı ve en küçük ayrıntısına kadar bildiği "özgür ve asi" denizle, kaderleri deniz tarafından belirlenen balıkçı, dalgıç, sünger avcısı ve gemilerin hikayesini zengin bir kelime dağarcığı ve mitoloji hazinesinden yararlanarak, denize karşı duyduğu hayranlıktan kaynaklanan şiirsel ve akıcı bir üslubla hikâye ve romanlarına aktardı.

Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş olan Halikarnas Balıkçısı çeşitli dillerden yüze yakın kitap çevirmiştir. Eserlerinin yeni baskıları hâlâ yapılagelen Halikarnas Balıkçısı'na, Kültür Bakanlığı tarafından 1971 yılında Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.

Bodrum'un antik çağdaki adı olan Halikarnassus'u takma ad olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık dahil çeşitli işlerle uğraştı. Eserlerinin büyük kısmını da Bodrum'da yazdı. İkinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye, üçüncü evliliğini Hatice Hanım'la yapan Cevat Şakir'in üç evliliğinden beş çocuğu oldu. Çocukları ortaöğrenim çağına gelince, o yıllarda Bodrum'da ortaokul bulunmaması nedeniyle ailesini İzmir'e nakletti. 

Yaşamını yazarlık ve turist rehberliğiyle sürdürdü, rehberlik kurslarında da ders verdi. 13 Ekim 1973'te İzmir'de kemik kanserinden vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum'a gömüldü. Kabri Bodrum – Gümbet'teki Türbe Tepesi'nde manevi oğlu Şadan Gökovalı ile seçtiği yerde, Halikarnas Balıkçısı Müzesi adı altında bulunmaktadır. Bodrum bugün sahip olduğu ününü Halikarnas Balıkçısı'na da borçludur.

Romanları:

  • Aganta Burina Burinata (1945),
  • Ötelerin Çocuğu (1956),
  • Uluç Reis (1962),
  • Turgut Reis (1966),
  • Deniz Gurbetçileri (1969)

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU (1889 – 1974)

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU (1889 – 1974)

Cumhuriyet kuşağımızın ilk önemli romancılarından olan Yakup Kadri, yazdığı romanlarla bir yandan Kurtuluş Savaşı'nın başarılı olacağına dair inancını sergilerken bir yandan da asıl savaşın cephede değil gönüllerde kazanılacak savaş olacağının altını çizmiştir. Özellikle "Yaban" romanı, Anadolu insanına yüzyıllardır sırtını dönmüş olan Türk aydınına bir çağrı niteliğindedir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889 tarihinde Kahire'de dünyaya geldi. Babası Manisa'nın tanınmış Karaosmanoğlu Ailesi'ne mensup Abdülkadir Bey, annesi İkbal Hanım'dı. Babası 1833 yılında Kavalalı İbrahim Paşa'nın Manisa'yı işgali sırasında ona yakınlık göstermiş ve onun Mısır'daki konağına yerleşmişti. Abdülkadir Bey'in konak halkından İkbal Hanım ile yaptığı evlilikten dünyaya gelen ikinci çocuğu, Yakup Kadri oldu.

Ailesi, İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine Türkiye'ye gelince ilköğrenimini Manisa'da Fevziye Mekteb-i İptidaisi'nde tamamladı.1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Şahabettin Süleyman ile arkadaşlığı bu okulda iken başladı. Çocukluk yıllarında başlayan edebiyat ilgisi, lise yıllarında daha da arttı. Babasının ölümü üzerine İzmir Lisesi'ndeki eğitimini tamamlayamadı ve 1905 yılında, annesiyle Mısır'a döndü. 

Mısır'daki Jön Türkler ile tanıştı, İzmir'e dönme isteğinden vazgeçti. Jön Türkler'in etkisiyle politikaya ilgi duymaya başladı. İskenderiye'deki bir Fransız okulunda ve İsviçre Lisesi'nde eğitim görerek iki yıl sonra ortaöğrenimini tamamladı. Bu yıllarda öğrendiği Fransızca ile Flaubert, Guy de Maupassant, Alphonse Daudet gibi ünlü Batılı yazarları okudu. 

Şerafettin Mağmumi'nin çıkardığı Türk adlı dergide Maupassant'tan yaptığı ilk çeviri öykülerini yayınladı.

Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı'nda yaşananlar Yakup Kadri'nin edebiyat anlayışını değiştirmesine neden oldu; sanatın kişisel ve muhterem olduğu düşüncesinden uzaklaştı. Toplum için sanat anlayışına yöneldi ve Milli Edebiyat akımının sade dil anlayışını benimsedi. Mondros Mütarekesi'nden sonraki günlerde İkdam gazetesinde yazılar yazan Yakup Kadri, yazılarında Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. Bir yandan da Yeni Mecmua'da Erenlerin Bağından adını verdiği nesirler yayımladı. Milli Mücadele ile ilgili hikayeler yazdı. Bu dönemdeki yazılarını daha sonra Ergenekon adıyla kitaplaştırdı (1929).

1920'de Milli Mücadele'yi izlemek için bazı arkadaşlarıyla birlikte Ankara'ya çağrıldı. Batı Cephesi'ni dolaştı ve bu seyahatinden milli duyguları güçlenmiş, geleceğe dair ümit dolu olarak İstanbul'a döndü. Gazetecilik çalışmaları devam ederken en büyük eserleri olan romanlarını yayımlamaya başladı. Kiralık Konak romanı İkdam'da tefrika edildi, daha sonra da kitap olarak basıldı. Yazarın kitap olarak basılan ilk romanı Kiralık Konak oldu. Bu, bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk romandı. Roman, Tanzimat'tan sonra değişen Osmanlı sosyal hayatını konu edinmekteydi.

1927'de Hüküm Gecesi, 1928'de Sodom ve Gomore adlı romanlarını yayımladı. Hüküm Gecesi romanında II. Meşrutiyet dönemini, Sodom ve Gomore'de ise Mütareke dönemini başarıyla yansıttı. Bir Sürgün (1937) romanında II. Abdülhamit dönemini ele alırken, iki ciltlik Panaroma (1953) romanı ise cumhuriyetin kök salma dönemleri olan 1923-1952 arasını işlemektedir. Yakup Kadri Anadolu insanını ve onun yaşayış tarzını romanlarında anarak Türk romanında ilk kez yurt insanını işleyen ve romanlarıyla onlara ulaşmaya çabalayan yazar oldu.

1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Kurtuluş Savaşı gözlemlerinden ve Tetkik-i Mezalim Komisyonu'nda yer aldığı dönemden esinlenerek yazdığı Yaban adlı romanı o yıl Kadro dergisinde yayımlandı ve büyük yankılar uyandırdı. 1942'de CHP Roman Yarışması'nda ikincilik ödülü kazanan Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

Yakup Kadri, 1966 yılında seçildiği Anadolu Ajansı yönetim kurulu başkanlığını sürdürmekte iken 13 Aralık 1974'te Ankara'da tedavi görmekte olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde hayatını kaybetti ve İstanbul Beşiktaş'taki Yahya Efendi Mezarlığı'nda annesinin mezarı yanında toprağa verildi.

Romanları:

  • Kiralık Konak (1922),
  • Nur Baba (1922),
  • Hüküm Gecesi (1927),
  • Sodom ve Gomore (1928),
  • Yaban (1931),
  • Ankara (1934),
  • Bir Sürgün (1937),
  • Panaroma (2 cilt-1953),
  • Hep O Şarkı (1956)

Refik Halit KARAY (1888–1965)

Refik Halit KARAY (1888–1965)

Refik Halit Karay Türk edebiyatında ilk defa Anadolu'yu tanıtan eserleri ile ismini duyurmuş, yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün salmıştır. Gözleme dayanan eserlerinde, tasvirler, portreler, benzetmeler kullanarak sade, akıcı dili, güçlü tekniği ile 20. yüzyıl romancıları arasında seçkin bir yere sahip olmuştur. Türkçe'yi ustalıkla kullanan yazar, romanları, "Memleket Hikayeleri" ve "Gurbet Hikayeleri" kitapları başta olmak üzere, Türk edebiyatına birçok yapıt kazandırmıştır.

Türk edebiyatının kendine özgü kalemlerinden Refik Halit Karay 15 Mart 1888'de İstanbul'da doğdu. Mudurnu'dan İstanbul'a göçen Karakayış ailesinden Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey'in oğludur. Galatasaray Sultanisi'nde (Lisesi'nde) ve Hukuk Mektebi'nde okudu. Maliye Bakanlığı'nda memur olarak çalıştı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı; Tercüman-ı Hakikat gazetesinde çevirmenlik ve muhabirlik yaptı. Fecr-i Ati edebiyat topluluğuna katıldı. 

Dönem yöneticilerine muhalefet eden yazıları yüzünden ilk önce Sinop'a daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürgün olarak gönderildi. İstanbul'a dönünce bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. PTT (Posta Telefon Telgraf) Genel Müdürlüğü'ne getirildi. Bu sırada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na üye oldu ve İstiklâl Savaşı aleyhine yazdığı yazılarından ötürü vatan hainliği suçuyla "150'likler" listesine girerek Beyrut ve Halep'te sürgün hayatı yaşadı. 

İstiklal Savaşı'nın özellikle ilk dönemlerinde İstanbul'daki bazı gazeteci ve yazarlar, ülkenin içinde bulunduğu durumu tam olarak kavrayamamış ve Milli Mücadele'ye bir "iç savaş" gözüyle bakıp ondan kaçınmıştı. Birçok insan da Cumhuriyet'imizin ilk yıllarında Milli Mücadele boyunca aldıkları karşıt tavırlar yüzünden kimi haklı, kimi haksız yere vatan haini muamelesi gördü. Yazar Refik Halit Karay da sonraları "150'likler" adı verilen ve Milli Mücadele'ye karşı çıktıkları iddiasıyla ülke dışına sürülen bu insanlardan biri oldu. 15 yıllık sürgün hayatından sonra 1938'de af çıkarılmasıyla yurda dönebildi. Yeniden gazeteciliğe başladı. Aydede dergisini tekrar çıkardı.

Yazarlığa mizah öyküleriyle başlayan Refik Halit Karay, 1919'dan itibaren Türk öykücülüğünde yeni bir sayfa açtı. Sürgün olarak gittiği Anadolu'nun çeşitli kesimlerinden insanları canlandırdığı "Memleket Hikayeleri" 1919'da yayınlandı. Bu kitapla o güne kadar konuları İstanbul'la sınırlı olan öykücülüğü Anadolu'ya taşıdı. Bu yönüyle sonradan serpilip gelişen "köy edebiyatı"nın öncüleri arasına girdi. 1920'lerden sonra daha arı ve anlaşılır bir dil kullandı. 

Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir. Yurtdışına gitmeden önce yazdığı "İstanbul'un İç Yüzü", en yetkin romanı sayılır. 1920'de yayımlanan bu romanda, birbirinden kopuk hikayeleri mozaikler halinde birleştirerek İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelişinden I. Dünya Savaşı günlerine kadar olan İstanbul'u, bütün renk ve çizgileriyle yansıttı. Türkiye'ye dönüşünden sonra yazdığı romanlarda, daha çok bireyci, okunma kaygısı taşıyan, sanatı bir kenara bırakan ticari eserlere yöneldi. Bu romanlarda yurt gerçeklerinin yerini, Avrupa dışı ülkelerde geçen olaylar aldı.

Cumhuriyet döneminde çektiği yurt özlemi sonucu ülkesine dönme kararı alanlardan biri olan yazar Refik Halit Karay Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla zaman içinde hem kendini affettirdi hem de "150'likler" listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı.

18 Haziran 1965'te İstanbul'da vefat eden yazar, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Romanları:
* İstanbul'un İç yüzü (1920),
* Ay Peşinde (1922),
* Yezidin Kızı (1939),
* Çete (1940),
* Sürgün (1941),
* Anahtar (1949),
* Bu Bizim Hayatımız (1950),
* Yeraltında Dünya Var (1953),
* Dişi Örümcek (1953),
* Bugünün Saraylısı (1954),
* İkibin Yılın Sevgilisi (1954),
* İki Cisimli Kadın (1955),
* Kadınlar Tekkesi (1956),
* Karlı Dağdaki Ateş (1956),
* Dört Yapraklı Yonca (1957),
* Sonuncu Kadeh (1965),
* Yerini Seven Fidan (yayımı ölümünden sonra: 1977),
* Ekmek Elden Su Gölden (ö.s. 1980),
* Ayın On Dördü (ö.s. 1980),
* Yüzen Bahçe (ö.s. 1981)

30 Aralık 2017 Cumartesi

A. M. Celâl Şengör

24 Mart 1955’te İstanbul’da doğdu. 1973 yılında Robert Academy’yi bitirdi, 1978’de State University of New York at Albany’den jeolog olarak mezun oldu. 1979’da master, 1982’de de aynı üniversiteden doktora aldı. 1981’de İTÜ Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsüne asistan oldu.

1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin “Başkanlık Ödülü”nü, 1986’da TÜBİTAK’ın Bilim Ödülü’nü aldı. Aynı yıl İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988’de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı.

1990 yılında Academia Europaea’ya ilk Türk üye olarak seçildi, aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülü’nü kazandı. 1992 yılında İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı’nda profesörlüğe yükseltildi.

1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi kurucu üyesi oldu, Akademi konseyine seçildi, aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyeliğine seçildi. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi, ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi.

1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör Collège de France’da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti, burada “XIX. yüzyılda tektoniğin gelişmesine Fransız jeologlarının katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998’de Collège de France’ın madalyasını aldı. 1999’da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyası’nı tevcih etti.

2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu.

Şengör, Collège de France dışında İngiltere’de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD’de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya’da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde misafir profesörlük yapmıştır.

Şengör jeolojide bilhassa yapısal jeoloji ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Bu konuda 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır.

Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki “Zümrütten Akisler” köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999’da Zümrütnâme başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.

A. Haluk Işındağ

8 Ocak 1950'de İstanbul'da doğdu.
Babası tıp doktoru, annesi ev hanımı.

1957-61 yıllarında, İstanbul Belediyesi Klasik Baty Müziği Konservatuarı’nın piyano bölümüne devam etti. Rana Erksan, Ferdi Statzer, ve 1961- 64 yıllarında Prof. Sommer'in öğrencisi oldu.
Orta öğrenimini İstanbul'da Avusturya Lisesinde yaptı.

Yüksek eğitimine Viyana'da devam etti. Viyana Teknik Üniversitesi Makina ve İşletme Bilimleri Fakültelerinde lisans, "Takım Tezgâhları" ve "Yatırım Planlaması" konularında da yüksek lisans çalışmalarını tamamlayarak makina yüksek mühendisi ve işletme-bilimleri uzmanı olarak 1976 yılında Türkiye'ye döndü.
Haluk Işındağ 1980 yılına kadar Türkiye'de profesyonel yöneticilik yaptı.
Çalışmalarına 1980-82 yılları arasyıda Avusturya'da devam etti.


1982-83 yıllarında TÜBİTAK ile birlikte yürüttüğü “Fındıklarda Küf ve Küf Kontaminasyonları” konulu çalışması ile Nato Bilimsel Heyeti ödülünü kazandı.
Avusturya Liseliler Vakfının kurucuları arasında yer aldy. Alev İlköğretim kurumunun oluşumunu sağladı.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde ve Deniz Harp Okulu yüksek lisans bölümünde kendi çözümü olan “Esnek Üretim Planlaması ve Lojistik” eğitimini verdi.

2004-2006 yıllarında Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim bölümünde görev aldı. “Yelken Hakemi El Kitabı” nı derledi. “Anılı Fıkralar” isimli kitabı 2000 yılında Dünya Kitapevi tarafından yayınlandı.

T.C.Başbakanlık “Vizyon 2023” projesinde Ulaştırma ve Turizm Bölümlerinde,
9. Beş yıllık Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonunda da görevler aldı.

İTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Fahri Danışmanlığı, fakülte yelken kulübü başkanlığı görevlerini üstlendi.

Halen "Işın Sanayi Danışmanlığı" ve "Denizce" Internet yayımcılığının Yönetim Kurulu Başkanı olan, Üsküdar Musiki Cemiyetinde etkinliklerine devam eden, yelken hakemliği, yelken - balıkadam eğitmenliği yapan ve Türkiye Yelken Federasyonu Eğitim Kurulu Başkanlığını yürüten Haluk Işındağ evli ve iki çocuk babasıdır.

A. Hakan Soysal

Yazarın Adı: A. Hakan Soysal
Yazarın Tam Adı: Ahmet Hakan Soysal
Unvan: Romancı (Yazar), Reiki Master, Editör ve Grafiker.